01 ARALIK 2023 CUMA
Aslında uzun zamandır aklımda olan ve yıllar önce başlamış olmam gereken işi nihayet yapmaya başladım. Adına ne derseniz deyin, günlük... blog... günce...
58 yaşımın arifesinde artık her gün yaşadıklarımı, hissettiklerimi yazıya dökeceğim. Aslında bu benim için bir zorunluluktu. Şimdiye kadar yapmamam büyük eksiklikti. Yaklaşık 34 yıl önce kuyumcuda çalışırken farkına vardığım normal dışı unutkanlığa sahipken bir günlük tutmak çok işlevsel olabilirdi. Hayatımda ciddi sıkıntılar çekmeme neden olan unutkanlığın dezavantajlarını bir nebze de olsa günlük azaltabilirdi. Hele benim gibi yazıyla düşünen, yazarken daha iyi düşünen biri için... Neyse, işte günün özeti.
Burgazdaki evimden taşındığım gün bugün... yaklaşık 4 yıl bana yuva olan evim... yalnızlığımı yaşadığım evim...
Dünden, koli ve hurç sayısının elverdiği kadar eşyaları istiflemiştim zaten... Koli tedarik etmekte sıkıntı çekmiştim ama hurçların yetmeyeceğini hiç düşünmemiştim. Zaten eşyamın az olduğu yanılgısı ile toparlanmayı son güne bırakmıştım. Meğer ne çok eşyam ve yapılması gereken ne çok iş varmış.
Sabah 6 gibi uyandım ve her sabahki klasik eylemimi yaptım. Ardından biraz bilgisayarda oyalanma ve sonra koli almak için Bim'deki kader hanıma... ama maalesef sevkiyat gelmediği için koli yok. tam o sırada nakliyeci murat aradı, abi geliyoruz diye... diğer bim'den 1-2 koli buldum. nakliyeciler gelmiş, aşağıda bekliyorlar. eve girdik ve eşyaları indirmeye başladılar.
Bu sırada ben panik halinde koli ve hurç hazırlamaya uğraşıyorum. bir sürü eşya istiflenmemişti henüz... elemanlar sağolsun, poşetlere vs eşyaları doldurarak benim yerime de istifleme işlerinin bir kısmını yaptılar. ben de birkaç koli ve hurç hazırladım. eşyaları rahat çıkarmak için kapıyı söktüler. ben sokarken nasıl sokmuşum, hayret... tüm eşyalar yüklendi. arabada bana yer yok. motora atladım ve bursanın yolunu tuttum. kamyon çoktan gözden kayboldu. motor sürerken birşey dikkatimi çekti. eskiden olduğu kadar temkinli kullanmıyorum. biraz ustalaşmanın verdiği dikkat ve tedbir eksikliğim var. buna alışmamam lazım.
Kurtoğlundaki eve vardım. nakliyeci murat'a konum attım. elmasbahçelerde çay içiyorlarmış beni beklerken... geliyoruz dediler. onları beklerken birkaç komşu ile tanıştım. karşı 2. kattaki kadın kimin oturacağını sordu. ben diye cevap verince rahatladı. otel olmasından korkuyorlarmış. otelden kastı fuhuş amaçlı kullanılması tabii... bir adam geldi ve hayırlı osun dedi. müteahhitmiş. evin alınma sürecinden haberdar. kaça aldığımı sordu. bende kalsın dedim. keza yan komşu kadın da fiyatı sordu. ona da söylemedim.
Esyaların indirilmesi sırasında elemanlar yemek birşeyler istediler. yemek masrafını bana kilitlemek niyetindeler ama hiç itiraz etmedim. zaten makul fiyata taşıyorlar. yeşildeki pastaneye gidip börek ve hamurişi birşeyler aldım. börek hem dandik hem pahalı... 200 lira.. pişman oldum. evin karşısındaki kahveye oturduk, çay söyledik. ben bankamatikten para çekmeye gittim. kahve sahibiyle iyi anlaşacağız sanırım. masadaki çöpleri poşetlediğimde, ben atarım diyerek aldı ve sokaktaki çöpe atarken uçuşan bir başka poşeti de yerden alarak çöpe attı. benim kalemimden bir adam...
eşyalar salona yığıldı. çamaşır makinası ve baza üst kata taşındı. ayşenin ranzası da ayşenin odasına... murat ranzayı kurmak istedi ama kurdurmadım. nereye koyacağımıza karar verelim, ondan sonra...
iş bittikten sonra muratın ibanına parasını gönderdim ve gittiler. oğlan aradı. kütahyaya gitmeden gelip vedalaşacakmış. ama henüz evdeymiş. gelmesine çok zaman var diye bülentin dükkana gittim. bülo yok, didimde... mustafa ve ecem var. çay falan içtik. biraz muhabbet ve kendimi ödüllendirmek için köfteci yusuf'a gittim. döner ekmek... bol bol etin yağına banın, mümkün olduğunca sağlıksız yapın deyince oradaki müşteri kızlar kahkaha patlattılar. hakkaten öyle yağlı ve leziz olmuştu ki, yerken ekmek parçalandı. beş parmağıyla araplar gibi giriştim ete... valla acayip lezzetliydi. dönüşte şeytan dürttü.yol üstündeki evkur'a uğradım. malum, mobilya lazım... fiyatlar nedir diye fikir sahibi olmak istemiştim. ama bir masa takımını epey beğendim. belki ordan alırım. bilmiyorum. oğlanla bkm önünde buluştuk. eve gittik. beraber yatağı üst kata taşıdık. oluklardaki yaprakları temizledik. bu yaprak işi sıkıntı verecek. çitlenbik ağacı yaprakları heryeri tıkıyor. oğlanla evde epey zaman geçirdik. odaların yerleşimi hakkında konuştuk. eşya konunca ufak sandığım odalar birden bire büyüdü. oğlanla vedalaştık ve önce meşhur dönercisine gitti, ayrıldık. dükkana döndüm. biraz oyalandım. uzatma kablosu aldım dükkandan ve eve döndüm. zira buzdolabının buzluğunu boşaltmamıştı taşımacılar. buzdolabını çalıştırmam gerekiyordu. uzatma yetişmeyince o eşya yığının içindeki bana ait uzatmayı bin zahmetle buldum ama buzdolabı gene çalışmadı. elektrik yok galiba... ben de buzluğu boşaltıp burgaza geri götürmeye karar verdim. motora bindim, motoru depoya bıraktım ve elimde kocaman ve ağır bir torbayla yürümeye başladım. birden aklıma yiyecekleri anneme bırakmak geldi. incirliye gittim. hepsini buzluğa koyduk. annemle biraz sohbet ettik. baktım, masanın üstünde safranbolu lokumu var. sevgi gelmiş, dedim. dün akşam yemeğe gelmişler çocuklarla. oğlan sarma istemiş. bana haber vermemişler. annem diyor ki, hepimiz geleceğiz dediler, sen de geleceksin sandım. sevgi ise irfana haber vermedin mi diye anneme soruyor. anneme dedim ki, anne ben onların hepimizine dahil değilim artık...
oradan ayrıldım ve metro ile ex'in evine gittim. arabayı alıcam, önden araba lazım mı sana diye sormuştum. lazım değil demişti. arabaya bindim, gene sağ tekerlek basıncı uyarısı veriyor. halbuki geçen hafta tamir ettirmiştim. onaramamışlar demek... ex'e dün de böyle miydi diye mesaj attım. görmedi. aradım sordum. yemektelermiş. dün de ışık yanıyormuş ama tekerleğe bakmışlar, bir gariplik görmemişler, öyle kullanmışlar. ne olmasını bekliyor ki, tekerin janta oturmasını mı? yola çıktım. benzin ışığı da yanıyor ama burgaza götürür. yolda benzinciye uğradım. hava basıncı 16... yuh... o halde arabayı kullanmış. burgaza geldim. artık ıssız olan mezbelelik halindeki evime girdim. 3 gündür balkonda asılı duran ve yemediği yağmur kalmayan çamaşırları topladım hemen... ıslak olduklarından kolileyememiştim. yarın yapılacak işleri planladım kafamda... unuttum, gün içinde evde beklerken tuğba aradı ama o kadar meşguldüm ki konuşamadım. sonradan defalarca aradım, bu sefer de o açmadı. gece belki görüşürüz.
dondurma yemeye ve hurç almaya dışarı çıktım. dondurmacı necmettin yok. dünkü tirilyedeki selde arabası, dükkanı mahvolmuş. bim'e uğradım, hurç yok. başka bim aradım. burgazın üst taraflarına falan çıktım. bim bulamadım, bari tatlı alayım diye şok'a girdim. aaa, şokta da hurç var, üstelik daha ucuz. kasiyer kadın yanlışlıkla hurcu 2 kere okuttu. suratı asıldı. iptal işlemi yapacak olmak canını sıktı. üzülmeyin, 2 tane alırım dedim. pek memnun oldu. bana poşeti bedava verdi. eve geldim. canım mantı çekmişti. koca torbayı komple pişirdim. hay salak. o kadar mantıyı kim yiyecek. suşiden kalma wasabiyi de mantıya koydum ve 2 tabak yedim. tatlı yedim. şok'un tatlısını beğenmedim. bir daha almam. şu an annemin evinde blog yazıyorum. yarın epey işim var. telefonun şarjını bursada unuttum. şarj bitmeden tuğbayı arayayım gene...
Yorgundum, erkenden yatayım dedim. tuğba aradı. fenaymış, kafayı yiyecekmiş (gene)... ahmetle kavga etmiş. beni kurtar ahmetten diyor. anlattı sebebi. eften püften bir sebep. erkeklik gururuna toslamış. sakin ol, geçer, abartma falan dedim. başta sinir küpüydü, sonradan biraz gülmeye başladı. bu konuşma vesilesiyle bazen beni boğacak kadar bana gıcık olduğunu da öğrenmiş oldum. kendisini o kadar sinirlendirecek başkası olamaz sanıyormuş, ahmet beni geçmiş :) alem bu kız ya... kişiliği yavaş yavaş oturuyor. epey duruldu. birkaç yıla şahane ötesi birşey olur.
Yorumlar
Yorum Gönder